Bireyselleşme

Bireyselleşme son yılların aktüel söylemlerinde modern olmak, kendine yeterli olmak, batılı olmak vb. çağrışımları içeriyor. Batıda bireyselleşme bazen bir sorun bazen gerekli. Hani azı karar çoğu zarar denen bir tablo var. Bireyselleşme yıllardır at koşturuyor ve maalesef yalnızlık ile eş değer oldu. Şahane şekilde bireyselleşmiş -hani şu ıssız bir adaya düşsen yanına ne alırsın sorusuna insansal cevabı kalmamış- yalnızlaşmış, ilişki kurma değilse bile ilişkinin içinde olma becerisi kaybolmuş biri dolu insan. Eee peki ne yapalım? Bireyseli iptal edelim, annemizin oğlu, babamızın kızı, kocamızın karısı, karımızın kocası, çocuğumuzun annesi-babası olmamız dışında bir şey olmayalım.

Bunun bir ayarı yok mudur? Bu sorunun cevabı spekülatif.

Hepimizin bir hayat öyküsü var. Bu öyküyü biz yazıyoruz. Bütün öykülerde olduğu gibi bir başlangıcı, ortası ve sonu var. Yine her öyküdeki gibi kahramanları, kurbanları, kalıcı veya gelip geçici karakterleri var. Bu öyküyü küçük yaşlarda yazmaya başlıyoruz, bazı bölümleri sıkıcı, bazı bölümler trajik veya komik. Bazen farkında olmadan aynı senaryoyu hayatımızda tekrar tekrar farklı dekor ve kostümlerle sergiliyoruz.

Batı dünyası ve de son yıllarda ülkemizin batısı bireyselleşmenin önemi için ciddi emek sarf etti ancak bir sonraki yaşam evresine geçişte sorunlar başladı. İlişkilerin içinde olamayan, başarılı, yalnız erkek ve kadınlar ve onların mutsuz ilişkileri. Herkes kişisel deneyimlerden de bilir ki bireysel mutluluğumuz ile ilişki kalitemiz arasında yakın bir bağ vardır. Oysa ki biz psikiyatrik açıdan şunu bildiğimizi varsayıyoruz ki; ilişki yani ben, senve o üçgenindeki o’dur. Bireysel gelişimini tamamlayan kişiler ilişkiye geçişi de, süreci de daha doyumlu ve başarılı yaşarlar.

Bireyselleşme çocuklukta başlar, aileden ayrı bir birey olarak kabul edilme ilk adımdır. 15’li yaşlarda yani ergenlik başlangıcında tekrar bireyselleşme çabaları alevlenir. Bu eğer fonda aileniz tarafından ilgilenilmeme, önemsenmemeyi içeriyor ise yani sizin 18 yaşına gelmeniz, aile ile duygusal, finansal, sorumluluksal bağlarınızı koparmanız anlamına geliyor ise ki batıda genel tanımıyla böyle oldu, bu bireyselleşmeden ziyade ailenin defektif ve güvenlik içermeyen ilişki paternidir.

Biz kendi bireyselleşme şeklimizi bulmak durumundayız. Bağımlı aile-çocuk ilişkisinden (ki bu ilişki genellikle sevgi-güvenlik-yakınlık açısından çok cömerttir) bireyselleşmesini tamamlamış bir erişkin olarak çıkmanın en önemli ön koşulu: ebeveynlerin çocukları dışında ilgi ve doyum kaynakları ve hatta çocukları dışında ve onlar üzerinde kurulmayan ilişkileri olmasıdır.

Batıda 90’lı yıllardan itibaren ortak yaşama olan ihtiyaçta artış gözlenmektedir. Hatta bireyselleşme güvenlik eksikliği ile ilişkilendiriliyor ve hızla geleneksel değerlere geri dönülüyor.

Bireysellik ile ait olma arasındaki iki kutuba bağlıyız. Asıl beceri arada oluşan gerilimi dengeleyebilmek. Çünkü insan kendisinin yanı sıra başkalarına da bağlı, toplumsal onayı talep eden, toplumsal yaşama muhtaç bir sosyal varlıktır. Aidiyet tıpkı yemek, içmek, uyumak gibi insanın temel ihtiyaçlarından birisidir. Birilerine bağlı olma ihtiyacı tatmin edilemediği ve yalnızlık istenmeyen bir şey olduğu takdirde epeyce acı veriyor.

Kişinin oluşturduğu sosyal çevre ile sağlık durumu arasındaki ilişki, epidemiyoloji bilimi tarafından defalarca onaylandı. Ayrıca, evlilik kurumu da analiz edildi: Evli insanlarla karşılaştırıldıklarında, ölüm riski bekar kadınlarda yüzde 50, erkeklerde ise yüzde 250 oranında artış gösteriyordu. Bu farkı, evlilik ortamının sunduğu duygusal destek, ileri pratikleştiren yardımlar, daha sağlıklı bir yaşam ve cinsellik gibi etkenlerin yarattığı düşünülüyor. Ancak buradan yola çıkarak, evli insanların kaliteli bir yaşam sürdüklerini ve kendilerini yalnız hissetmediklerini söylemek de yanlış olabilir.

Carl Jung şöyle demiş: “İki kişiliğin karşılaşması iki kimyasal maddenin birbirine teması gibidir. Bir tepkime olursa ikisi de kılık değiştirir.”

Eğer bireyselleşemediyseniz zaten farklı bir kılık ortaya çıkmaz. Bacağınız annenize, kolunuz babanıza bağlıdır. Olsa olsa bir diğer uzvunuzu da o kişiye bağlayabilirsiniz. Yanı sıra daha katı bir tutumunuz varsa hiç değişmeden kalabilirsiniz.

Peki sağlıklı bireyselleşme nedir?

Bireyselleşme, kendine özgü ilgi alanları, hobileri, iş arkadaşları, sosyal çevresi v.b. yanı sıra kendi kendine yetmeyi içerir ancak bu bütün hayatını kendisinin doldurması değil başka birine de yer açmayı sağladığı noktada sağlıklıdır.

Şimdi size bireyselleşmesinin bir ilişkiye geçişini zorlaştırdığı bir örnek vermek istiyoruz: 38 yaşında, erkek, üst düzey yönetici, 17 yıldır yalnız yaşıyor, bir nişanlılık var, ailesiyle bağları zayıf. Eğlenceli bir sosyal hayatı var. Merkezimize ‘mutsuzum ve kapılarımı açamıyorum’ diye başvurdu. Bu danışanın daha önceki ilişkilerine baktığımızda ya kapılarını açmaya zorlayan kadınlar çıktı ve onlardan uzaklaştı. Ya da kendisine benzer, ilişkideki mesafesi uzak partnerlerle birlikte oluyordu. Bu ilişkilerde de aradığı doyumu bulamıyordu. Kendi kendimize olan ilişkimiz karşımızdaki ile olan ilişkimizi besler. Son dönemdeki kız arkadaşı ise yakın ilişki kuran ancak zorlamayan biriydi. Danışanımız gidemiyor ve kalamıyordu.

İlişkiler bir çok bileşenden oluşuyordu.

  • Duyguların karşılıklı ifadesi
  • Güç dengesi
  • İletişim becerisi
  • Ailesel, kültürel özellikler v.b.

Ama en çok içtenlikten ve doğal olmaktan beslenir.

Evlilik ve ilişki

Biz Terapi İstanbul ‘da bireysel terapilerin yanı sıra çiftleri de görüyoruz. Bireysel görüşmelerimizde ilişkilerini çalışıyoruz. Sadece karşı cinsle olan değil hayatla ilişkisi, ailesi, arkadaşları, işi v.b.

Evlenmemiş çiftler de görüyoruz. Bunlar genellikle evlilik aşamasında, karar verme aşamasında olan çiftler oluyor. En sık karşılaştığımız soru ise uygun muyuz? Burada dramatik faktörler söz konusu değilse kesin bir şey söylemek çok zor.

İlişkinin tanımını biz ilişki terapistleri arayıp duruyoruz. Bizim en sevdiğimiz tanım ise şöyle: İlişki çiftlerin interaktif yaptıkları bir resimdir. Herkes bir çizgi çizer ve sonuçta sadece iki kişinin bildiği bir resim çıkar. O resim iki iç dünyanın birlikteliğidir. O resmin tarihi, esprisi, dili ve esrarı onlarda saklıdır. Bu evlilik oyunu bir maçtır, bir körebe, saklambaçtır, sahneye konan drama en çok da kumardır.

İlişkinin başında bireyler ilişkinin doğasını tanımlama çabası içindedir. Açık kapalı mesajlar verirler. Bu tanımlamalar doğrultusunda ilişki evliliğe gidebilir.

Ne tür nedenlerle evlenmiş olursak olalım, evlilik, ilişkiyi içerir ama başka bir şeydir. Evliliği sadece iki kişinin birlikteliği gibi düşünmek çok eksik olabilir. Sosyal bir statü belirleyen çiftin her ikisinin de ailelerini, geçmişlerini, sosyal durumlarını, kültürlerini kapsayan bir kollektif yapıdır.

İlişki doğallığı sever. “Mış”çasına yapmak ilişkinin affetmediği tek şeydir.

YAZAR

Psikiyatrist – Gülcan Özer

TARİH

20 Mayıs 2015
İlgili Yazılar
istock_86687425_largeistock_67395885_large