Otorite, Erkek, Şiddet

Şiddet , temel dürtü ve varoluş gereği savunma veya karşı savunma harici daha çok insanlarda ve topluluk halinde yaşayan hayvanlarda grup içi otorite sağlamak için diğerinin varlığını tehdit unsuru görmek ve onu bu konuda denemek daha doğrusu sindirmek için karşı tarafa uygulanılan zarar vermeye yönelik psikolojik davranış türüdür. Sözlük tanımı bu olsa da, şiddet ülkemizde karşılaştığımız en önemli ve acilen başaçıkılması gereken sorundur. Aile içi şiddet, polis şiddeti, doktora şiddet, azınlıklara şiddet, trafikte şiddet, futbolda şiddet, hapishanede şiddet çoğunlukla kanıksadığımız hayatımızda en az birkaç kez tanık olduğumuz örneklerdir. Bu yazımızda şiddete neden olan unsurları ve şiddeti doğrulayan varsayımları ve düşünceleri ele alacağız. Şiddeti biyolojik, psikolojik ve sosyal yönleriyle kısaca inceleyeceğiz. İncelerken de örnek olarak kadın erkek arasındaki şiddeti kullanacağız.

Biyolojik olarak bakıldığında şiddete meyilli bireylerde genetik yatkınlığın varlığı kabul edilmesiyle birlikte, içinde bulunulan psikolojik süreçler ve toplumsal değerlerin etkileşimi sık sık şiddete başvurmayı olağan ve süreğen kılar. İnsanlar genetik olarak yatkın da olsa, düşünsel ve davranışsal yöntemlerle ve şiddetin toplumsal olarak reddiyle yoğurulmuş ortamlarda bulunup büyütüldüklerinde şiddet davranısının frekansının ve büyüklüğünün azaldığı bilimsel çalışmalarca kanıtlanmıştır. Genetik olarak var olan ve insanları şiddete iten dürtü genellikle savunma amaçlı ortaya çıkan ve her insanda belirli düzeylerde bulunan bir dürtüdür.

Bir düşüncenin davranışa dönüşmesi için bilişsel terapilerde ilk olarak o davranışları tetikleyen düşünceler ve varsayımlar ele alınmalıdır. Örnek olarak erkeklerin kadınlara ya da eşlerine uyguladığı şiddeti ele alalım. Dayak, darp, hırpalama eşliğinde alçaltıcı, gurur kırıcı zayıf noktalardan yakalayan hakaretler ve küfürler içeren bu şiddet kokteylinde erkekleri tetikleyen genel olarak kadınlar tarafından reddedilmek, onaylanmamak, terk edilmek ve aldatılmak gibi durumlardır. Bu gibi durumlar şiddet uygulayan erkeklerin yetersizlik, değersizlik, kontrolsüzlük gibi kök inançlarına olumsuz yönde etki yaparlar. Yani bir erkek eşi ya da sevgilisi tarafından terk edildiğinde ya da hakarete uğradığında veya aldatıldığında kendisini yetersiz, değersiz, otoritesiz ve kontrolsüz hissedecektir. Bu tür duygulanımların yoğun olarak hisseden erkek, bu duygulardan toplumun da ona öğrettiği nasıl erkek olunur varsayımlarıyla harmanladığında duygulanımını öfkeye ve hiddete döndürecektir. Çünkü erkek dediğin serttir, erkeğe madik atılmaz, boynuzlu erkek şerefsizdir, aldatılan erkek yetersizdir, erkekliği iyi beceremediği için aldatılmıştır, erkeğe yanlış yaparsan bedelini ödersin, çünkü erkeğin karısı namusu; erkeğin namusu baş tacıdır, her şeyden ve herkesten öndedir, kendinden bile öndedir. Bu tür kalıplaşmış erkek egemen toplum düşünceleriyle büyütülen erkek nüfusu kendinden genellikle fiziken güçsüz kadınlar karşısında yırtıcı hayvanlara dönüşürler. Kadınlar zaten kolay lokmadırlar ve darpa karşılık veremezler. Çünkü kadınlar da aynı toplumsal varsayımların kurbanlarıdırlar, onlara da seslerini çıkarmamak ya da sineye çekmek öğretilmiştir. Yazımızdan şiddet sadece erkek egemen toplumların problemidir gibi anlaşılmamalı. Şiddet bütün dunyada bir problemdir çünkü otorite sağlamanın en kestirme ve zahmeti en az olan yoludur. Şiddetle sağlanan otorite sindirme de getirecektir ve bir süreliğine rahatlama sağlayacaktır. Ancak tekrarlı şiddete başvurmalarda birey yüksek olasılıkla kanunla karşılaşacak, cezası az olur ve caydırıcı olmazsa şiddeti uygulamaya devam edecektir. Psikolojik açıdan şiddeti ele aldığımızda varmamız gerekn nokta şu olmalıdır: Bir eylemden pek çok negatif duygu hissedebiliriz ancak üste çıkmak için şiddeti uygulamak seçilecek bir yol olmamalıdır. Bir insan tahrik edilse de dürtülerini kontrol edebilir ve otoritesini yumrukları tekmeleri yerine ağzıyla kurabilir.

Bu noktada toplumsal değerlendirmeyi ele alalım. Türkiye toplumunda şiddet olağandır. Sosyo ekonomik düzeylerin yüksek olması da şiddeti yok eden bir durum değildir. Ancak elimizde bulunan bilimsel verilerden anladığımız düşük gelirli kesimlerde şiddetin daha olağan ve tekrarlı olduğudur. ‘Ağzına çakamadın mı iki tane?’, ‘Anana küfrederlerse isterse 10 kişi olsun dalacaksın, dayağı yesen de dalacaksın bilader’, ‘Aslında sen bu karını bi dövsen, sesi kesilir kardeş’ gibi söylemlere tanık olmak olağandır. ‘Koca döver de sever de’, ‘baba döver de sever de’. ‘Dayak cennetten çıkmadır’, ‘Karının sırtından sopayı; karnından sıpayı eksik etmeyeceksin’ gibi deyimler ve atasözleri de din, ahlak ve aile yapısında şiddetin meşruiyetini ön plana çıkaran, varlığını bildiren hatta benimseten söylemlerdir. Kısacası toplum içinde de otorite kurmanın en meşru yolu şiddettir. Güçlüysen ve şiddeti uygulayabilirsen herkes senin önünde eğilebilir; ancak sevip sevmediğini asla bilemezsin. İşte toplumdaki kurgularda da otorite kurmak koşulsuz sevgi ortamları yaratmaktan daha öndedir toplumumuz için. Babanın, annenin evladına, kocanın karısına otoritesi olmalıdır. Zaten bu rollerde oldukları için otomatikman sevileceklerini sanarlar. Oysa otoritelerini sağlamak için attıkları her tokat, ettikleri her hakaret karşıda bu eyleme maruz kalanlar tarafından bir köşede yazılıdır ve unutulmaz.

Her şeyden önemli olan otoriteyi kurmayı sağlayan daha üst daha medeni yöntemleri toplum içinde yaygınlaştırmaktır. Öfke kontrolü terapileri, dürtü kontrolü terapi uygulamaları gibi müdahaleleler süreğen sorunları olan bireylerde sonuç vermektedir. Ancak karşısındaki kadını ya da kendinden güçsüz bireyi alt etmek için kuvvetini duraksamadan kullanan bireylere terapötik ortamda bir bakış açısı kazandırmak çok çaba gerektirmektedir

YAZAR

Uzman Psikolog – Emir Erünsal

TARİH

30 Mayıs 2015
İlgili Yazılar
istock_8601462_largeistock_73085443_large