Evlillik ve Boşanma

Hepimizin kendine göre dertleri vardır. Ama yaptıklarımız içinde en güç olanlardan birisi, bir eşten ayrılmaktır. Bunu en iyi şekilde yapmanın bir yolu var mıdır acaba?

İster öfkeyle ister kayıtsızlıkla ister gösterişle ister sessiz biçimde yürütülsün, boşanma kesinlikle insan hayatının bir parçasıdır. Dünyanın her yerinde boşanmaya izin verilmektedir. Hemen hemen her yerde insanlar, boşanmayı esef edilecek ancak bazen gerekli bir olay olarak kabullenmektedir.

İnsanlar niçin boşanırlar? Kırıcı kavgalar, duygusuzca harcanmış sözler, şakadan anlamamak, fazla televizyon seyretmek, karşısındakini dinlememek, sarhoşluk, cinsel bakımdan reddedilmek, erkeklerle kadınların bir evliliğe son vermek için öne sürdükleri nedenlerin birkaçıdır. Bu nedenler, evlenmeyi istemekteki nedenler kadar bol ve çeşitlidir. Ama dünyanın her yerinde insanların karı koca ilişkisine son vermelerine yol açan bazı ortak durumlar vardır.

Aldatılmak, bu listenin başında gelmektedir. Özellikle kadın tarafından aldatılmanın bir evliliğe son vermek için öne sürülen en yaygın sebep olduğu saptanmıştır. Kısırlık ikinci sıradadır. Özellikle erkeğin uyguladığı şiddet üçüncü boşanma nedenidir.

Boşanma oranları gençlerde maksimum değerlere ulaşmaktadır. ABD’de boşanma riski, hem kadınlar hem de erkekler için 20 ile 24 yaşları arasında doruğa çıkar. Birleşmiş Milletlerin yıllıklarında verileri bulunan 24 toplumda boşanma riskinin en yüksek olduğu yaş grubu erkekler için 25-29, kadınlar için ise 20-24 ve 25-29’dur. Daha yaşlı gruplarda boşanma giderek azalmaktadır. Orta yaşlarda ise boşanma pek olağan değildir. Bütün boşanmaların %81’i kadınlarda 45 yaşından, bütün boşanmaların %74’ü erkekler için yine 45 yaşından önce olagelmektedir.

A.B.D.’de %50-68 arasında değişen boşanma oranları bildirilmektedir. Yani her iki evlilikten biri ya da üç evlilikten ikisi boşanmayla sonuçlanmaktadır. Ancak büyük şehirlerde ve yüksek sosyoekonomik grupta boşanma oranları giderek artmaktadır. Boşanmalar Birleşmiş Milletler’in demografik yıllıklarındaki verilere göre genellikle evliliğin dördüncü yılında olmaktadır.

Hayallerin yıkılmasına, korkunç kavgaların belleklerden silinmemesine, evliliğe ait olumsuz duygular beslemelerine rağmen boşanan kişilerin çoğu yeni bir eşle dünya evine girmekte gecikmezler. ABD’de eşlerinden ayrılan kadınların %75’i, erkeklerin %80’i tekrar evlenir. Ve evlilik, geleneksel toplumda insanı yetişkin olarak tanımladığından, dünya yüzündeki boşanmış kişiler kendilerine yeni bir eş buluyorlar.

Gerçekte insanların arasındaki ilişkiler yasallaşmadan önce başlar ve yasal olarak sona erdirilmelerinden önce iflas eder. Hangi cinsin eşini daha sık terk ettiği sık sorulur. Bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Eşlerden hangisinin boşanma işlemlerini başlatacağını çoğunlukla yasalar ve adetler dikte etmektedir. Ama eşlerden hangisinin duygusal, bedensel ve yasal ayrılığa çanak tuttuğunu ölçmek zordur. Tartışmalar sona erip, gözyaşları da kuruyunca bazen ilgili taraflar bile kimin kimi terk ettiğini bilemez. Ama kesin olan bir şey vardır ki o da boşanan kişilerin tekrar evlendikleridir. Belki de ‘tüm hayal kırıcı ve katastrofik sonuçlarına karşın’ evlilik halen dünyanın en büyük gönüllü organizasyonu olmaya devam etmektedir.

Evlilik, çifte sosyal bir statü belirleyen, ailelerini, geçmişlerini, sosyal durumlarını, hayallerini kapsayan kollektif bir yapıdır. Evlilik, çiftin interaktif yaptığı bir resimdir. Herkes bir çizgi çizer ve sonuçta sadece iki kişinin bildiği bir resim çıkar. O resim iki iç dünyanın birlikteliğidir. O resmin tarihi, dili, esprisi ve esrarı onlarda saklıdır. Evet evlilik mahremdir ancak suçlu-suçsuz, ahlaklı-ahlaksız, haklı-haksız, aldatan-aldatılan, doğru-yanlış yoktur. Mağduriyet karşılıklıdır. İlişki başrolde bir erkek ve bir kadının oynadığı bir oyundur. İlişki duyguyla beslenir. Duyguysa aksiyonu belirler. Çekirdek aile, iletişim duygu paylaşımı ve güçler dengesi üzerine kurulur. Yapılan çalışmalarda en sık belirtilen 12 şikayet belirlenmiştir:

İletişim eksikliği, sürekli tartışma, duygusal doyumsuzluk, cinsel doyumsuzluk, finansal anlaşmazlıklar, akrabalarla ilgili problemler, sadakatsizlik, çocuklarla ilgili çatışmalar, eşe despotça hükmetme, güven duyulmayan eş, alkolizm ve fiziksel-duygusal şiddet. Bunlar çiftlerin yardım istemesine neden olan şikayetlerin en sık görülenleridir. Altta yatan neden her zaman görünen olmayabilir.

İletişim sorunları genellikle yakınlığa izin verebilme becerisi ya da beceriksizliğiyle ilgilidir. İyi iletişim, ihtiyaçları bilinir kılacak, problemleri çözecek, duygu ve deneyimleri paylaşacak kadar açıktır. İletişim kuramamak imkansızdır. Hiçbir şey yapmamak dahi anlamlı bir mesaj oluşturur ve iletişime girer. Gördüklerimiz, işittiklerimiz, zihnimizde bunlara verdiğimiz anlamlar, unuttuklarımız, hatırladıklarımız, kendimiz ve çevremize ilişkin hayallerimiz, beklentilerimiz kuracağımız iletişimi büyük ölçüde etkiler. Bize başvuran çiftlere profesyonel yardım almaya neden olan sorunun ne olduğu sorulduğunda yaklaşık %70-80’ni ‘artık konuşamıyoruz, birbirimizle iletişim kuramıyoruz’ cevabını veriyorlar. Bu çiftlerin pek çoğu tanışarak anlaşarak evlenen, başlangıçta birlikte olmaktan ve konuşmaktan büyük mutluluk yaşamış çiftler oluyor. Ne oluyor da aralarındaki iletişim bozuluyor? Bir çift evlenirken her birinin dile getirilmiş, bilinen ancak hiç söz edilmemiş ve bilinçdışı beklentileri vardır. Bireyler evlendiklerinde aslında bu beklentilerin şekillendirdiği sözel olmayan bir kontrat yaparlar. “Şunu, şunu istiyorum, karşılığında şunu vermeye razıyım”. Bu beklentilerinin karşılanmadığını ve ötekinin üzerine düşeni yapmadığını, karşıdakinin değişmesi gerektiğini düşünen kişi ilişkinin en tehlikeli virajına girmiştir. ‘Bana bunu nasıl söyler’, ‘Asla böyle şeyler söylememeli’ yargılarına saplanıp kaldığımızda kendimizi karşıdakinin değişmesi dışındaki tüm seçeneklerden mahrum ederiz. Ve iletişim kanallarını kapatır ya da öfke ve küskünlükle dolu olan iletişim ile karşıdakini anlamaktan vazgeçeriz. Sağlıklı iletişimin özünü oluşturan kendini anlatma ve karşıdakini anlamadır. Bu yalın ve basittir ama hiç de kolay değildir.

Eş seçimi, farkında olduğumuz ya da olmadığımız pek çok etkenle rastlantı ötesi bir seçimdir. Çiftlerin bireysel ailelerinden getirdikleri genetik, sosyal, davranışsal özellikleri çok önemlidir. Kendine hayranlar, bağımlılıları; kurbanlar saldırganları, kahramanlar günah keçilerini kolay bulur. Aşırı sorumluluk yüklenme, tembelliği; aşırı duygusallık aldırmazlığıkolaylaştırır. Tencere yuvarlanır kapağını bulur. Tamamlayıcılık evliliğin temel öğelerindendir. Ancak bu tamamlayıcılık bireylerin duygu ve beklentilerini karşılayabildiği sürece işlevseldir.

YAZAR

Psikolog – Sevtap Çakmakçı

TARİH

24 Mayıs 2015
İlgili Yazılar