Kadın ve Güzellik Üzerine

Hep söylenir doğa güzellik ve gösterişlilik anlamında erkeklere daha cömert davranmış diye. Gerçekten de hayvanlar alemine bakıldığında bunu doğrular örnekler çok. İnsanlar sözkonusu olduğunda ise kadının güzelleşme çabası asırlardır sürdüğüne göre ve erkek milleti bu konuda bırakın çaba harcamayı göbekli ve kel oluşlarından bile bir avantaj sağladıklarına göre, hayvanlar alemi için saptanan durumun insanlar için de geçerli olduğu söylenebilir. İnsanoğlunun uygarlaşmaya başladığı binlerce yıl öncesinden beri kadın seçilmek için çaba göstermiş. 18. yüzyıldan beri de daracık korselerin içinde soluksuz kalmak ya da olduğundan küçük görünsün diye ayaklarını sert kalıplar içinde tutmak gibi akla ziyan çabalar içine girmiş. Gerçi günümüzde erkeklerin de bu uğurda çabası yok değil ama onların seçilme kriterleri başka. Sürekli güzelleşmek ve güzel kalmak kadına verilen bir ceza.

Hele içinde bulunduğumuz son yüzyılda kadına şişmanlamak, yaşlanmak, çirkinleşmek yasak. Günümüz dizilerinde bile birkaçı hariç kadınlar 38 bedene kıstırılmış durumda. Sanki 40 bedenden sonra kadınlık elden gidiyormuş gibi bir algı toplumu teslim almış. Kentli kadınlar, hem doğuracak hem çalışacak, üretecek hem tutkulu bir sevgili kalacak. Her daim bakımlı, seksi ve güzel olacak. Bir anlık bir yorgunluk ya da boş bulunma halinde derhal alternatif hemcinsler devreye girecek tehdidi ile yaşayacaklar. Toplum mu bunu bu hale getirdi yoksa kadın cinsinin rekabetinden mi bu eziyet? Ya da belki her iki durumdan beslenen, moda, kozmetik ve giderek de tıp sektörünün kurguladığı küresel bir oyundur asıl sorumlu. Ama görünen o ki herkes kendi ölçülerinde oyunu kuralına göre oynamaya niyetli ve hevesli. Çünkü tıp dünyasının her geçen gün biraz daha riski azaltan tekniklerle zamanı durdurma vaatleri hayranlık yaratıyor ve çok da teşvik ediyor. Bu furyadan kadınlar olarak etkilenmemek zor. Estetik olanaklardan yararlanıp yararlanmamak son derece kişisel bir karar. Konuya her türlü ahlaki normdan ve yargılardan bağımsız yaklaşmak en doğrusu. Herkese kendisinden hoşnut, mutlu bir yaşam sürmesi dileğiyle.

YAZAR

Psikolog – Sevtap Çakmakçı

TARİH

09 Mayıs 2015
İlgili Yazılar